Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Vakit gecenin derinliğinde demleniyor şimdi .. Siyahlar içinde yer gök , Sokaklar sessiz ... Ve siyah çiğ taneleri düşüyor gözlerinden , günahtan kararmış yüreğime ...
Tenim siyahi değil belki , tenim kimseyi rahatsız etmiyor .. Peki ya yüreğim ... Uykusuz kaldığım siyah gecelerde , gözlerimi yakan siyahi yüreğim ..
Ya Bilal ,
Bedeni siyahlar içinde olan, Ve ama yüreği yıldızlardanda parlak zat !..
Siyah Gülüm ...
Hangi kelimelerle anlatabilirim ki acizliğimi ? Hangi kelime seni anlatmaya muktedir ki ? Senden asırlar sonrasında . Ve dahi seni bile bile , Senden öte O'nu bile bile , Terketmişken bedenimi siyahi boşluklara , Yüzüm yok bir harf bile söylemeye .. ama yok kimsem ... O'ndan başka , O'nun dostlarından başka kimsem yok derdimi söylemeye ..
Ey siyah gül !..
Gül'e dost oldun , Gül'ün kokusunu duydun , Bedenin taşlarla zulmedilip, yüreğin satın alınmak istenirken ,
Ehad ! dedin , daha da yüreklendin ..
Birkez bile isyan etmedin siyahi tenine .. Yüreğine sığındın her '' siyahi köle '' seslenişlerinden ..
Çünkü AŞK vardı yüreğinde , gerçek AŞK ..
Şimdi ben yüreğimi görmek istesem , Yüreğimde ne var diye sorsam .. Karanlık sokaklar karşılar ancak gözlerimi, Lambasını yitirmiş siyahi sokaklar ..
Ey siyah gül ! ..
Gözlerinden dökülen siyah çiğ taneleriyle yıkasam yüreğimi , Gözlerimi yıkasam , dost kabul edermisin beni ?..
Öyle zor ki buralarda yaşamak Kalabalık yalnızlıklar sardı şehirleri , Evlerde şeytanlar hüküm sürüyor artık , Ve şeytan hiç zorlanmıyor işini yaparken !..
Dillerde kutsal kelimeler geziniyor bolca, Ama gözler hep boşlukta , bedenler yalanda ...
Kelimelerin ve dahi herşeyin Rabbine sığınırken , Korkuyorum bu günlerde ey Bilal ! ...
Ya sevmezse O beni .. O sevmezse sen de sevmezsin diye korkuyorum .. Korkudan üşümüş ellerimi tutsan , dua etsen bana ..
Yıldızlardan parlak yüreğinle , Senden asırlar sonrasında yaşayan bu acize dua etsen ...
Şimdi gözlerimde hayalin , Okunan ezanlarda sesini duymuşçasına yad ederken seni ,
Rabbim, biz de meleklerinin safiyetiyle yakarıyoruz şimdi… Bu olup bitenleri anlamıyoruz… Baharı özlemek varken, yanık kan kokusunu özleyenlerin aramızda oluşunu anlamıyoruz. Bir gül ile hasbihal etmek varken, amansız bir füzenin ateşiyle masumlara kin kusanların aramızda dolaşmasını anlamıyoruz. Bir kuş cıvıltısıyla huzur bulmak mümkün iken, kara suratlı tankların uğultusunu, alev yüklü uçakların cayırtısını dinlemekten zevk alanların bizim gibi bir insan oluşunu anlamakta zorlanıyoruz. Rahmetini umuyoruz Rabbim, Hikmetinden sual ediyoruz Meleklerin mahcubiyetiyle yakarıyoruz şimdi Meleklerin nazıyla sesleniyoruz Sana. Duy bizi Rabbim, “Biz Senin bize indireceğin hayra öyle muhtacız ki” Duy bizi Rabbim, Kırık kalplerimiz: En güzide duamız..
Duy bizi Rabbim, Susmuş dillerimiz: En parlak sözümüz.
Allah’ım, Sana tutunuyoruz. Kimsenin yere atmasına izin verme bizi…
SELAM VE DUALARIN EN GÜZELİ ÜZERİNİZE OLSUN DUALARINIZDA UNUTULMAMAK ÜMİDİ İLE HAYIRLI CUMA'LAR DİLERİM
KURBAN VERMEKTEN ırak gün geçmiyor… Kardeşlik kesiliyor, dostluk dinamitleniyor… Kalpler kanıyor, yürekler yırtılıyor… Fitne uyandırılmış bir kere…
Acı akıyor caddeler, siren solukluyor sokaklar… Çocuklar coşamıyor, ihtiyarlar ağlayamıyor… Annelerin ağzında ağıt; yürek yetmiyor dinlemeye… Babaların bağrı kor; kalpleri kavuruyor… Gençler geçmiş gençlikten…
Fitne dans ediyor kan üstünde… Fitne can içinde, kardeşlik cansız yatıyor… Sevgi soluksuz, saygı savrulmuş, hikmet heba edilmiş, düşünce dağıtılmış, himmet metaya kurban… Gelen bayram mı ki?
Barış boğulmuş, sadakat satılmış, dirayet devrilmiş, umut unutulmuş, fedakârlık feda edilmiş, şevk şavksız… Gelen bayram mı ki?
Sabırsız sadırlar kurban İsmail’i anlar mı? Tevekkül Peygamberi kandırabildi mi şeytan? Ayrılık ve vuslat buluşması kurban… Sabrın ve tevekkülün birlikteliği bayram… Gelen bayram mı ki?
Hac, Hakka hicapsız muhatap olmak… Hazin bir hicran hac hakikatiyle hallenememek…
Gidiş Hacca mı ki?
Bedenlerin taş ve bez parçası etrafında dönmesi değil tavaf… Kalbin hakikat deveranında pervane oluşu…
Kâbe’den daha kıymetli kardeşinin kalbi… Ona dön, onla git, O’na.
Gidiş Hacca mı ki?
Sahi safalı bir yürüyüş müdür Safa ile Merve arasındaki sa’y? Şefkatin ümitle sonuçlanan, ümit ile ümitsizlik arasındaki gayretli koşuşturmaları mı?
Gidiş Hacca mı ki?
Araflardan geçip Hak’la vuslat değil midir Arafat’taki vakfe? Muhacir olarak Medine’ye gidebilmek ve aklı, kalbi, latifeleri ve azaları sünnetle bezemiş olarak huzur Nebeviye çıkabilmek…
Gidiş Hacca mı ki?
Kurbanı ve Haccı anlasaydık kurban olur muydu Bosna, kurban olur muydu Çecenya, Afganistan, Irak, Filistin, Sudan ve diğer yeryüzü Müslümanları… Anlamadık ve yaşamadıkça Haccı ve Kurbanı acılarla kurban vermeye devam edeceğiz.
Kini ve kibri kesmeden, sevgiye sarılmadan, hikmete ram olmadan, hamiyeti haykırmadan,
aklı aydınlatmadan, kalbi parlatmadan anlaşılabilinir mi Kurban ve Hac?
Kalbi oyalayan, aklı havalandıran, latifeleri uyutan, vicdanı susturan oyunlar, oyuncaklarla geçen zamanlar kurban zamanlardır. Kendini kurban olmaktan kurtaramayan kurtarabilir mi kardeşini? Konuşur sadece ve konuşmada kalır kalpsiz kelimeler…
Nefsi Rahman’a Kurban kılarak Hac edebildiğimizde yeryüzü zalim pisliklerinden yıkanacak, insaniyet zemzeme kanacaktır. Zalim kandırmalarına kanacak değil, Hakka kurban zamanlardayız.
Bayramınız bayram, Haccınız Hac olsun ey Ümmet-i Muhammed.
Hüseyin EREN
Hayırlı Bayramlar baki selam ve dua ile kardeşim selametle gidip gelesin inşallah Rabbim yar ve yardımcın olsun
Arif-i Billah’ tan birisi, Bağdat caddelerinde dilenen kör bir dilenciye rastladı. Allah’ ın suçsuz yere hiçbir belâ vermeyeceğini bilen Allah dostu: «Sana ne oldu da gözlerin kör oldu? Sonradan mı oldu, ana doğma mı körsün?» diye sordu.
Âmâ sonradan gözlerinin kör olduğunu söyledi ve başından geçen hadiseyi şöyle anlattı:
- Ben vaktiyle kefen soyardım. O zaman gözlerim görür ve güçlü idim. Bir gün bana adaletiyle meşhur bir hakim rastladı. Bana şöyle dedi:
- Sen kefen soyarmışsın. Bu iyi bir şey değil. Senin cezanı vermek bana düşer ama, suçüstü yakalayamadığımız için ve şahid de olmadığından sana bir ceza veremiyorum. Senden isteğim ben öldüğüm zaman benim kabrimi açıp da kefenimi çalma! Al sana bir kefenin kıymeti ne ise şimdiden vereyim, dedi ve belki de bir kefenin değerinden de fazla para verdi. Bu kötü huyumdan vazgeçmem için bana nasihatta bulundu.
Aradan zaman geçti, her fani gibi o âdil hakim de dünyadan göçüp gitti. Fakat benim içimi bir fitne aldi. İlla da gidip kefeni soymak istiyordum. Adam bana parasını vermişti ama, olsun dedim. Bu daha iyi, iki kâr birden yapmış oluruz. Adam nasıl olsa öldü. Kalkıp da bana bir şey söyleyeceği yok ya dedim ve gidip Hakimin mezarını açtım. Kefeni almak için kabre girdiğimde, karşıdan öyle iki heybetli melek geldi ki, ben şaşkına dönmüştüm. Hiçbir şey yapamadan kabrin içine çömelip kaldım. Ben kefen soymak şurda dursun tirtir titriyordum korkumdan.
Gelen melekler, hakimin etrafında dolaşıp bir yerinde sakatlık olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Her tarafını muayene ettiler. Hiç bir noksanlığı yoktu. «Aferin sana. Ne mübarek bir zatmış, hiçbir isyanı yok» diyorlardı. Her tarafını iyice muayene ettikten sonra sağ kulağında bir miktar akıntı gördüler. Acaba bu akıntı neden olmuştur diye biri birine sorunca, öbürü şöyle söyledi:
- «Bu çok adaletli bir hakimdi. Bir dâvada, bir tanıdığı ile başka bir adamın muhakemesi vardı. Hakim her ikicini de hakkıyla dinledikten sonra tanıdığı zatı haksiz gördü ve adaletle hükmetti. Lâkin tanıdığı zat konuşurken, ona daha fazla kulak verip onun söylediklerine daha çok dikkat etmişti, işte bu kulağındaki akıntı bundandır» dedi.
Melekler aralarında konuşmaya devam ediyorlardı. Hakimin bu hareketinden dolayı zalim olduğuna hükmettiler ve azap edilmesine karar verdiler. ;
Birisi:
- Buna şimdi ne ceza vereceğiz? dedi. öteki melek:
Bunun kabrini ateşle doldurmamız gerekiyor, dedi ve orası sanki bir Cehennem oldu. Öyle şiddetli bir ateş yığını içinde kaldı ki, ateşin şiddetinden gözlerim kör oldu. İşte benim kör olmama sebep budur, diye anlattı.
kaynak: Büyük Dini Hikayeler, İbrahim sıddık İmamoğlu
Dunyanin butun renkleri bir gun biraraya toplanmislar ve hangi rengin en onemli en ozel oldugunu tartismaya baslamislar: YESIL demis ki: "Elbette en onemli renk benim..Ben hayatin ve umudun rengiyim..cimenler,agaclar,yapraklar icin secilmisim..soyle bir yeryuzune bakin, her taraf benim rengimle kapli..." MAVI hemen atilmis: "Sen sadece yeryuzunun rengisin..Ya ben? Ben hem gokyuzunun hem denizin rengiyim. Gokyuzunun mavisi insanlara huzur verir, ve huzur olmadan siz hicbir ise yaramazsiniz" SARI soz almis: "Siz dalgami geciyorsunuz? Ben bu dunyaya sicaklik veren rengim..Gunesin rengiyim.. Ben olmazsam soguktan donarsiniz hepiniz" TURUNCUonun sozunu kesmis: "Ya ben?? Ben saglik ve direncin rengiyim..insan yasami icin gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur..Portakali,havucu dusunun..Ben pek ortalarda gorune bir renk olmayabilirim ama gunes dogarken ve batarken gokyuzune o guzel rengi veren de benim unutmayin"
KIRMIZI daha fazla dayanamamis: "Ben hepinizden ustunum!!!Ben kan rengiyim!! Kan olmadan hayat olur mu!! Ben tehlike ve cesaretin rengiyim!!!Savasin ve atesin rengiyim!! Askin ve tutkunun rengiyim!!! Bensiz bu dunya bombos olurdu!!! MOR ayaga kalkmis: "Hepinizden ustun benim..Ben asalet ve gucun rengiyim.Butun krallar, liderler beni secmisler.. Ben otorite ve bilgenin rengiyim,insanlar beni sorgulamaz..dinler ve itaat ederler" Ve butun renkler hep bir agizdan kavgaya tutusmuslar..Her biri digerini itip kakiyor; "En buyuk benim" diyormus...Derken...Bir anda simsekler cakmis, ve yagmur damlaciklari gokten dusmeye baslamis...Butun renkler neye ugradiklarini sasirmis,korkuyla birbirlerine sarilmislar...VE YAGMUR"un sesi duyulmus... "Sizi aptal renkler...Bu kavganizin anlami ne,bu ustunluk cabaniz neden? Siz bilmiyor musunuz ki her biriniz farkli bir gorev icin yaratildiniz, birbirinizden farklisiniz ve her biriniz kendinize ozelsiniz...simdi elele tutusun ve bana gelin" Renkler bunun uzerine kendilerinden cok utanmislar..Elele tutusup birlikte gokyuzune havalanmislar ve bir yay seklini almislar..Yagmur onlara "bundan boyle..." demis... "Her yagmur yagdiginda siz birlesip bir renk cumbusu halinde gokyuzunden yeryuzune uzanacaksiniz.. Gokyuzunu bir kusak gibi saracaksiniz ve size GOKKUSAGI diyecekler...Anlastik mi?" Iste bu yuzden ne zaman dunyamiz yagmurla yikansa, ardindan gokyuzunde, GOKKUSAGI belirir... Biz de gokkusagindaki o renkler gibi birbirimizden farkliyiz, ve hepimiz ozeliz...
ANNECİĞİM Ak saçlı başını alıp eline, Kara hülyalara dal anneciğim! O titrek kalbini bahtın yeline, Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar, Gecenin ardında yine gece var; Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar, Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin, Kanadın yayılmış, çırpınmak için; Bu kış yolculuk var, diyorsa için, Beni de beraber al anneciğim!... SELAM VE DUA İLE....
Hani umuda sevdalanmıştık Hani Rabbe sevdalanmıştık Hani Rabbe sevdalananlara sevdalanmıştık Hani her daim en sağlama yönelecektik Hani en zayıf anımızda O'na sarılacaktık Hani yakarışımız en merhametliyeydi Hani yönelişimiz yalnız hayraydı Hani birbirimize sımsıkı sarılacaktık
Beklenen neden fani, o faniye bağlanış ve ondan görülmeyen ilgi veyahut kötülük neden bizi yıkıyor.BİZ BU KADAR BASİTMİYİZ.Rabbi vekil kıldık ve buna tüm kalbimizle inandık peki o zaman biz O'na ve onun emirlerine sımsıkı sarılırsak sizce bizi ne yıkabilir.
Yıkılışımız nefsimizdendir...Eksikliğimizdendir...Benliğimizde ndir... Yıkılmışız Ya Rabb senin emirlerini yerine getirmek için dirilt bizi. Yıkılmışız Ya Rabb senin emirlerini yerine getirmek için dirilt bizi. Yıkılmışız Ya Rabb senin emirlerini yerine getirmek için dirilt bizi.
Umuda sevdalıyız, Umudu veren Rabb'e sevdalıyız, Belki bu sevdanın hakkını veremiyoruz ama, Bu sevdanın hakkını verenlere sevdalıyız Ve bu sevdanın hakkını verme çabası ve arzusu içerisindeyiz inşaallah